|
|
Birdiyar.Net Dostluk Hikayeler |
gerçek bir dostluk hikayesi
Çok samimi iki dost ve arkadaşlardı. Fakat bir tanesi çok kurnaz
atılgan ve hareketli, diğeri ise çok saf, dürüst ve sessizdi. Bir
gün kurnaz olan arkadaş , diğer arkadaşın yanına giderek işlerinin
bozulduğunu söyler ve kendisinden para ister. Samimi dostu onu hiç
kırmaz ve elindeki bütün parayı arkadaşına verir. Arkadaşı bu
parayla işlerini düzeltir. Bir süre sonra kurnaz olan yine
arkadaşının yanına gider ve arkadaşının evlenmek üzere olduğu
nişanlısını çok
beğendiğini ve kendisine vermesini ister. Arkadaşı çok şaşırır, ne
diyeceğini bilemez.Fakat aralarında o kadar kuvvetli bir sevgi
vardır ki arkadaşına hayır diyemez, nişanlısını arkadaşına verir.
Zaman içinde Saf olanın işleri bozulur ve birden arkadaşı aklına
gelir
ben ona sıkıştığında iyilik yapmıştım diyerek arkadaşının iş
yerine gider
ve kendisine çalışması için iş vermesini ister. Arkadaşı ona iş
vermez. Bizimki pişmanlık ve üzüntü içinde geri döner ama yinede
arkadaşına kızamaz. Bir gün sokakta dolaşırken yanına hasta ve
yaşlı bir adam yaklaşır. Fakir olduğu için ilaç alamadığını
söyler. Bizimki yaşlı adamcağıza acır, istediği ilaçları alır ve
adamcağıza verir. Kısa bir süre sonra yaşlı adamın öldüğünü duyar.
Yaşlı adam çok zengindir ve bütün mirasını kendisine bırakmıştır.
Saf adam artık zengindir. Biraz da sevdiği dostuna olan
kırgınlığıyla dostunun iş yerinin karşısında bir ev alır ve oraya
yerleşir. Bir gün evinin kapısını dilenci bir kadın çalar. Yaşlı
kadın çok aç olduğunu, kendisine yemek vermesini ister. Bizim saf
hiç düşünmeden kadını içeri alır karnını doyurur, Kimsesi
olmadığını
öğrendiği kadına; Kendisinin de yanlız olduğunu söyler ve bu evde
birlikte
yaşıyalım sen evin işlerini ve yemekleri yaparsın der, yaşlı kadın
hiç
düşünmeden kabul eder. Bir süre sonra yaşlı kadın bizimkine,
kendine
uygun bir kız bulup evlenmesini söyler. Bizimki böyle bir kızı
nasıl
bulacağını, kendisinin tanıdığı olmadığını söyler.Yaşlı kadın ona
uygun bir
kız tanıdığını ve kendisiyle görüştürebileceğini söyler.
Görüşmeler
sonucunda evlenmeye karar verilir ve düğün davetiyeleri basılır.
Bizimkisi
kırgın olduğu halde çok samimi dostunu yinede unutamamıştır. Biraz
da
geldiği konumu görmesi açısından samimi arkadaşına da davetiye
gönderir .
Düğün günü gelir çatar. Saf adam düğün salonunda bir şeyler
söylemek
isteğiyle mikrafonu alır ve başlar yaşadıklarını anlatmaya;
Eskiden çok
sevdiğim bir dostum vardı. Bir gün işleri bozulunca benden borç
para istedi elimdeki bütün parayı verdim. Evlenmek üzere olduğum
nişanlımı çok beğendiğini söyleyerek benden istedi. Çok üzülerek
onu da kendisine verdim . Çünkü biz gerçek dosttuk onun üzülmesini
istemedim. işlerim bozulduğunda onun fabrikasına gittim ve
çalışmak için kendisinden iş istedim. Bana iş vermedi. çok
üzüldüm, ama yinede arkadaşıma kızmıyorum .çünkü biz gerçek
dosttuk. Bu konuşma üzerine kurnaz olan arkadaşı daha
fazla dayanamaz mikrofonu eline alır ve başlar konuşmaya;
Benim de bir zamanlar çok sevdiğim bir dostum vardı.
İşlerim bozulduğunda kendisinden para istedim, bütün parasını bana
verdi.
Sonra ondan nişanlısını istedim, üzülerek nişanlısını da verdi.
Nişanlısını
istememin nedeni o kadının arkadaşıma layık olmamasıydı (Hayat
kadınıydı)
Kendisi çok saf olduğu için arkadaşımı o kadından bu
şekilde kurtardım.İşleri bozulduğunda gelip benden iş
istedi, Arkadaşımı kendi emrimde çalıştıramazdım, o yüzden iş
vermedim.
Günün birinde karşılaştığı yaşlı adam benim babamdı. Babam ölmek
üzereydi, onu arkadaşımın yanına ben gönderdim ve mirasını ona ben
bıraktırdım. Evine gelen dilenci kadın benim annemdi.Ona bakıp iyi
yaşamasını sağlamak için gönderdim. Şu anda evlenmekte olduğu kız
de benim kız kardeşim. Onu arkadaşımla evlenmesine ben ikna ettim.
Değerli misafirler, işte biz böyle dostuzgerçek bir dostluk
hikayesi
can dostu
günün birinde askerde biri çok zengin biri ise çok fakir aradan
günler geçer ve bunlar arkadaş olur birbirlerine söz verirler ne
olursa olsun asla ayrılmıycaklar gün gelir ve askerlikleri biter
ayrılık zamanı gelir biri şehire biri ise köyüne geri döner ama
hep görüşürler bir gün fakir olan gencin düğünü olur ve zengin
olan arkadaşınıda çağrır arkadaşı gelir ve düğünü olucağı gün
fakir olana derki kardeşim ben seni alıcağın kızı çok beğendim
bunu bana verirmisin der ve fakşr olan gençte şaşırır ama arkadaşı
can dostu olduğu için al kardeşim senden kıymetlimi der ama içi
içine yer ve çocuk kızı da köyden alıp şahre gider aradan aylar
geçer ve fakir olan gencin anası ve babsı ölür durumu daha da
kötüye gitmeye başlar ve bir gün düşünürken benim bi can dostum
var o bana yardım edr deyip köyden çıkıp can dostunun yanına gider
gider ama evinde bulamaz uşağa sorar bye nerde diye uşak işi için
şehir dışına çıktığını söler günlerce gidip gelir ama evde bulamaz
bir gün evin bahçesinin etrafında dolaşırken can dostunun camda
arkasının dönük bi şekilde orda olduğunu görürü ve dünyası başına
yıkılır çok sevdiği can dostu onu evine almamış ve kednini yok
dedirtmiştir günlerce ağlayan fakir genç yolda birgün yürürken
karşıdan gelen yaşlı bir adamın yolda düşüp bayıldığını görür
hemen koşar adamı kaldırır hasteney götürür ve adam bu fakir genci
çok sever ve derki hey genç benimle yaşarmısın benim oğlum yok
benim manevi evladım ol der ve çocukda kabul eder adam çok
zengindir günün birinde gencin manevi babası vefat edr ve bütün
servetini bu gence bırakır ve artık genç için can dostunndan
intikam zamanıdır ve kendine büyük bir köşk alır bu köşkte can
dostunun evinin karşısındadır ve partiler vermeye başlar günün
birinde sabah erken saatlerde zil çalar ve kapıyı açar karşısında
yaşlı fakir bir kadın dilenci çıkar ve derki olum yatacak yerim
yok günlerdir açım biray yiycek bişeyler istiyırum der genç hemen
kadını içeri alır ve karnını doyurur ve yaşlı kadına derki benim
annem yok bana bakıcak biride yok benimle yaşarmısın der ve kadın
kabul eder genç yaşlı kadına anne demeye başlar günler aylar geçer
ve günün birinde annesi gence olum artık yaşın geldi sana bir kız
bulalım der gençte sen nasıl istersen anne der ve annesinden kız
bulmasını ister günler sonra annesi gence kız bulduğunu söler ve
kızı eve davet eder genç kız eve gelir ve genç delikanlı şaşırır
kalır çünkü kız dünyalar kadar güzeldir ve hemen evlenmek ister
düğün hazırlıkları başlar ve düğün günü gelir çatar davetliler
arasında eski can dostu vardır ve davetliler gelmeye başlar
düğünün ortasında evlenen genç düğünü durdurur ve mikrofonu eline
alır ve başlar anlatmaya derki benim bi can dostum vardı benim
için canını vericanı sölüyodu ama yapmadı benim en güzel günümde
evlenicağım gün baş davetlim olarak geldi ve düğün günü benim
evlenicam kızı beğendiğini söleyip benden istedi ve bende verdim
sonra ben çok fakirdim yiycek ekmeğim bile yoktu bende kalktım
candostum bana yardım edr die onun yanına gittim ama beni evine
almadı yüzüme bile bakmadı der tabi davetliler hayretler içinde
kalır ve kim bu adi insan die söylenmeye başlarlar ve en sonunda
gencin can dostu dayanamayarak sahneye çıkar ve gencin elinden
mikrofonu alır ve başlar anlatmaua evet o adi insan benim ama
bunları nedn yaptığımı kimsye bilmio der ve anlatır benim can
dostumun köyde evlenicağı kız kötü bir kızdı ve ben onu tanıyodum
aldım ve şehirde onu serbest bıraktım can dostum lekelenmesin die
sonra onu nie eve almadığımı sölim benim can dostum çok haysiyetli
olduğu için onu evime almadım oana para vermedim çünkü o bunu
kabul etmezdi bende ona kendi öz babamı gönderdim o kurtardığı
yaşlı adam benim öz babamdı babam öldü ve bütün mirasını can
dostuma bıraktı der ve can dostumun anneside yoktu bakıcak kimsesi
yoktu ve ben ona kendi annemi göndrdim der ona bakması için ve son
olarak şu masada oturan dünyalar güseli kız benim öz kız
kardeşimdir onuda evlenmesi için ben gönderdim der ve salonda
gözyaşları sel olup gider ve iki can dostu birbirlerine sarılarak
mutluluk tablosu çizerler unutmayınki hayatta sadece birtane ama
birtane dostunuz olsun ama bölesi olsun
ARKADAŞLIĞIN CENNETİ
Adam ve hayattaki tek arkadaşı olan köpeği bir trafik kazasında
birlikte ölmüşlerdi. Hikaye bu ya, gökyüzüne çıktıktan sonra
bembeyaz bulutların arasında dolaşmaya başladılar. Adam çok
susamıştı. Biraz su bulabilmek ümidiyle yürümeye devam ederken,
birden kendilerini muhteşem bir manzaranın karşısında buldular.
Rengarenk çiçeklerle süslü bir bahçe, altından yapılmış bir bahçe
kapısı ve onları karşılayan beyazlar içinde bir kadın…
Adam köpeğiyle birlikte kadına yaklaştı ve sordu:
“Afedersiniz! Burası neresi?”
Kadın ona gülümsedi: “Burası cennet efendim!”
Adam bunun üzerine sevinçle, “Harika!” dedi. “Peki, bana biraz su
verebilir misiniz? Çok susadım da!”
Kadın cevap verdi: “Elbette efendim, içeri girin. İçerde
dilediğiniz kadar su bulabilirsiniz.”
Böylece adam köpeğine, “Haydi içeri giriyoruz!” diyerek kapıya
yürüdü ama kadın onu birden durdurdu:
“Üzgünüm efendim, köpeğiniz sizinle gelemez. Hayvanları içeri
almıyoruz!”
Bunun üzerine adam bir an durdu, düşündü ve geri dönüp köpeğiyle
birlikte geldikleri yolun tam tersi yönünde yürümeye koyuldular.
Bir müddet geçtikten sonra kendilerini bu defa tozlu ve çamurlu
bir yolda buldular, yolun sonunda karşılarına çiftlik girişini
andıran bir kapıyla yırtık pırtık elbiseli bir dede çıktı.
Adam sordu; “Afedersiniz! Bana biraz su verebilir misiniz?”
Dede, “içeri gel!”dedi, “Kapıdan girdikten sonra sağ tarafta bir
çeşme var.”
Adam tekrar sorar; “Peki, arkadaşım da benimle gelip oradan su
içebilir mi?”
Dede, “Tabi” dedi. “Çeşmenin yanında köpeğinin de su içebileceği
bir kâse bulacaksın.”
Bunun üzerine adam kapıdan girdi, biraz yürüdükten sonra sağ
tarafta çeşmeyi buldu. Adam çeşmeden, köpekte oracıkta ki kâseden
doya doya içerek susuzluklarını giderdiler.
Derken adam girişte bekleyen dedeye sordu: “Su için çok teşekkür
ederim. Peki burası neresi?”
Dede, “Burası Cennet!” dedi.
Bunu duyan adam şaşırdı: “Ama nasıl olur? Az önce burası gibi
kırık olmayan muhteşem bir yere gittik ve orasının da cennet
olduğunu söylediler?”
Dede, “Şu rengarenk çiçeklerle süslü altın kapılı yer mi?” dedi ve
devam etti “ama orası cehennem!”
Adam iyice şaşırmıştı: “Peki ama orası sizin adınızı kullanarak
insanları kandırıyor diye hiç kızmıyor musunuz?”
Dede gülümsedi: “Kızmıyoruz. Çünkü onlar kendi çıkarı için en iyi
arkadaşını yarı yolda bırakanları cennetten uzak tutuyorlar.”
BEKLE EY DOSTUM, BEKLE! SEN GELİNCE BEN
DE GELECEĞİM!..”
Kaybedecek hiçbir şeyimiz yoktu. Yüreklerimiz birbirine kenetli,
kelepçeli ve hatta birbirinde kaybolmuşçasına içiçe girmişti.
O’nun ağlayışı benim yüreğimi sızlatırdı. O gülünce deliler gibi
sevinirdi yüreğim. Benim korkularım O’nu düşündürür ve O’nu
sevindirirdi benim mutluluklarım. Sevdanın resmini beraber
çizmiştik penceremize, beraber ışık tutmuştuk gül kokan
hayallerimize. Dostlar ayrı düşünemezdi bizi birbirimizden. Ha
can, ha canan; ikisi de birdi zaten. Zamanın haince aramıza girişi
bile güç yetiremedi bizi sevdamızdan vazgeçirmeye. Ne o ümitsizlik
kattı yüreğine ne ben. Ne o vazgeçti tatlı tebessümlerden ne de
ben. Gökten inen her rahmetle yeniden yeşerttik sevdamızı, yeniden
umut topladık yağmur kokulu gecelerden. Şimdi yine yağmur var
gökyüzünde. Yüreğimize sevinç getiren, umut getiren bir yağmur.
Duaları rahmet kokusuyla göklere taşıyan, hep o gizemli yanıyla
beklenen, hep o sırlı güzelliğiyle anılan bir yağmur. Ve sen
varsın ey dost, gönlümün isyansız köşesinde. Her yağmur yağışında
yeni bir sevdaya mekan tutuyorsun yüreğimi. Ve her yağmur yeniden
güçlendiriyor sevgimizi. Biliyorum, gitmek değildi senin yaptığın.
İki ayrı bedeni tek’e indirmekti. Zamana daha güçlü bir cüsseyle
güç geçirebilmekti. Şimdi seni yürüyorum yollarda, sana varıyor
ayaklarım. Ve her yağmurda sen yağıyorsun saçlarıma, gözlerime ve
umutlarıma. Unutulmazımsın ey dost! Yılların paslandıramadığı tek
çelik yanımsın. Haydi! Şimdi kaldır gözlerini, yağmurlarla
dertleşsin yüreğin. Unutma ki, senin her yağmurla yeryüzüne inişin
beni yeniden kendinde varedişindir. Ve yağmur olmak adına
gökyüzüne yükselen her buhar, benim yeniden sende varolmak adına
sana yönelişimdir. Unutma! Her yağmur seni bana, beni sana
müjdeler kendi lisanıyla. Bekle ey dostum, bekle!.. Sen gelince
ben de geleceğ
Savasın en kanlı günlerinden biri.. Asker, en iyi arkadaşının az
ileride kanlar içinde yere düştüğünü gördü. İnsanin başını bir
saniye bile siperin üzerinde tutamayacağı ateş yağmuru
altındaydılar. Asker teğmene koştu ve:
- “Teğmenim, fırlayıp arkadaşımı alıp gelebilir miyim?..” Delirdin
mi ? der gibi baktı teğmen…
- “Gitmeye değer mi?. Arkadasın delik deşik olmuş… Büyük
olasılıkla ölmüştür bile.. Kendi hayatini da tehlikeye atma
sakin..”
Asker ısrar etti ve teğmen;
- “Peki Git o zaman..”
İnanılması güç bir mucize.. Asker o korkunç ateş yağmuru altında
arkadaşına ulaştı. Onu sırtına aldı ve koşa koşa döndü.. Birlikte
siperin içine yuvarlandılar. Teğmen, kanlar içindeki askeri
muayene etti.. Sonra onu sipere taşıyan arkadaşına döndü:
- “Sana değmez, hayatini tehlikeye atmana değmez, demiştim. Bu
zaten ölmüş.. “
- “Değdi teğmenim.” dedi asker..
- “Nasıl Değdi?” dedi Teğmen.. “Bu adam ölmüş görmüyor musun?.. “
- “Gene de Değdi komutanım.. Çünkü yanına ulaştığımda henüz
sağdı.. Onun son sözlerini duymak, dünyaya bedeldi benim için..”
Ve arkadaşının son sözlerini hıçkırarak tekrarladı:
- “ … Geleceğini biliyordum!.. demişti arkadaşı… Geleceğini
biliyordum!..
Arkadasim
murat ve niyazi iki cocukluk arkadasidir,murat zengin,niyazi ise
fakirdir.bir keresinde niyazi artik maddi durumlari olmadigi icin
okulu birakacagini söylemistiki,murat arkadasina olurmu,biz
kardesiz ben ne icin varim diyerek yardim etmisti.seneler gecti
ikiside yüksekokula basladi,okulada muratin baska bölümde
hoslandigi bir kiz vardi,bir okizla konusmaya kara verdi ve okula
gitti,biraz ilerde niyaziyi görmüstü agaca yaslanik.yanina
gitti,hayrola niyazi napiyosun burda dedi,sana bir firsat bulup
anlatamadim murat bizim okulda bir kizi cok begeniyorum ona
uzaktanda olsa bakmaya geldim.murat okuldan cikan kizi görünce
arkadasina birsey belli etmemek icin sessiz kalir.hatta onlari
tanismasina yardimci olur.evlenmelirine yardimci olur ve zaman
gecerki oku bitmistir..niyazi kayseriye vali olarak atanir,murat
ta kendine bir is yeri acar..aradan seneler gecer,murat iflas
eder,herkes ona git niyazinin yanina,o sana yardim eder,sende ona
yaptin der.mor önce dirensede gitmemek icin sonunda kayseriye
gider.valilik binasina gelince bekci bey ,ben vali beyin arkadasi
murat söylermisiniz ben geldim.bekci tam iki iceri geder gelir ve
vali bey mesgul der.niyazinin evine giderken bir yanislik olsa
gerk diye düsünür.zile ne kadar basti bekledi bilmeden yürürken,karsisina
bir adam cikar,hayrola evladim bir sorununmu var der.murat ta ta
basindan sonuna kadar herseyi anlatir .adam benim bir kuyumcu
dükkanim var,gel benimle calis dre.ve murat baslar calismaya ,yavasca
kendini toparlamaya.aradan zaman gecer bir gün dükkana yasli bir
amca elinde bir sandikla gelir murat,bak oglum seni tanir
severim.ben yarin haciya gidiyorum eger üc aya geri gelirsem .bu
sandigi gelir alirim senden gelmezsem bu sandik annenin ak sütü
kadar heledir sana der ev gider.aradan bir,üc,bes ay gecer.murat
ustasina anlatir durumu,oda madem öyle ,ozaman bu sandik senindir
der.sandiig acarlarki ici altin,pirlanta,yakut doludur.murat hemen
kendine bir kuyumcu dükkani acar.dükkana arada sirada annesiyle
gelen kizla yakinlasinca evlenmeye karar verirler.tek kavga
ettikleri konu ise murat vali dügüne gelmeyecekder,nisanlisida
ayip olur cagirmazsak bizi burda herkes tanir diye diretir ve
dügün günü gelir catar.misafirler müzik ,oynayanlar derken birden
müzik kesilir ve vali gelir iceri.herkez alkislar birden
valiyi.iste o an murat kosar mikrofonu alir ve ey ahali der siz
biliyormusunuzki bu alkisladiginiz vali nasil bir adamdir,der ve
baslar anlatmaya ta cocukluktan o güne kadar herseyi...insanlar
sokah,vah sesler cikarirlarken,vali bir dakika beni dinlermisinz
de.evet arkadasim ne anlattiysa dogrudur ,ama birde benden
dinleyin der."muratin iflas ettigini duydum ve cok üzüldüm.onun
bana gelecegini biliyordum.ona mesgulüm dedirttim.eve gidecegini
bildigim icin karimi arayip kapiyi murata acmamasini
söyledim.bizim evin yolunda murat ber beyle karsilasti.sevdigim
bir abime ricada bulundum muratla yolda karsilasir gibi
tanismasini is teklif etmesini rica ettim.murat ise basladi .bir
gün kuyumcuya bir yasli adam gitti ,o adam benim babamdi,ve o
sandigin icindekiler benim arkadasima vefa borcumdu.ben ona ne
yapsam az gelir,ve ven arkadasimi o kadar cok seviyorumki bugün
kiz kardesimi veriyorum ona....
DOSTUMMUS MEGER
murat ve ali zamaninda çok iyi birer dostturlar.Murat çok kurnaz
zeki atilgan Ali ise tam tersine içine kapanik ve saftir.Myratin
isleri çok iyi giderken bir anda hersey alt üst olur borca girer.
Bu durumdada ilk olaraka akliuna ali geli çok iyiy dostturlar para
onlarin arasinda soeuun bile olamaz diyerek alinin yanina gider ve
arkadasindan borç ister tabii alide ayni sekilde aralarinda bunun
lafi olmayacagini dsünerek parayi çikartir ve verir.Ali bu aralar
nisanlidir ve evlenmek içinde bir takim hazirliklar yapmaya
basalar fakat bu siralarda hiç ummadigi bir olayla karsilasir.Murat
gelmis ve nisanlisina asik olup onunla kendisinin evlenmek
istedigini söylemistir Ali bu durum karsisinda çok sasirir ama
dostluk bu onu kiramaz ve nisanlisini Murat a verir.Aradan uzun
bir zaman geçer bu sefer Ali nin isleri bozulur ve kisa süre
içerisinde isten atilir bir süre bos gezdikten sonra aklina Murat
gelir dostunun çok iyi bir isi waredir ve kendisini yanina alir
düsüncesiyle dostunun yanina gider fakat hiç ummadigi bir olayla
karsilasir Murat onu ise almak istemez ve daha fazla konusmadan
otradan ayrilir.Ali bu duruma anlam veremeden tekrar is aramaya
dewam eder ama aklindan dostunun yaptigi bu davranisi silemez.
Günler geçer Ali nin cebinde çok az miktarda para kalir ve yolda
yürürkrn yasli bir amcaya rastlar amca ilaç almasi gerektigimi ama
parasi olmadigini söyler Ali buna dayanamaz ve cebindeki son
parayi çikarir amcaya verir.Birkaç gün sonra ise amcanin öldügünü
ve mirasini ona biraktigini ögrenir. Iyi ama ilaç almak için
parasi olmayan adamin nasil mirasi olur ? Ali kisa zamanda amcanin
biraktigi parayi alarak dostunun evinin yakinlarinda bir ew alir.Kisa
bir süre sonra kapisi çalar bu sefer yasli bir teyzedir kapidaki.
Kalacak yeri olmadigini bütün ew islerini yapabilecegini söyler
Ali teyzeyi yanina alir.Aradan aylar geçer ve birgün teyze
tanidigi çok iyi bir aile kizi oldugunu kendisininde evlenmesi
gerektigini söyler ve Ali yi kizla tanistirir. Ikisi çok mutlu
olur ve evlenmeye karar verirler . Dügün günü gelir davetliler
arasinda en iyi dostu Murat ta vardir. Ve an gelir Aikrofonu eline
alarak :
-''Zamanin birinde çok iyi bir dostum vardi ona ne borç nede kiz
arkadasimi vermekten çekinmedim ki önemli seyler degillerdi fakat
o bana bir is vermedi gende hersey için sagolsun iyiki varsin
dostum ''Der. Veardindan Murat mikrofonu eline alir.
-''seni ise nasil alabilirdim sen dostumdun emrim altinda
çalisamazdin Ve tabi bendende para almayi kabul edemezdin bu
yüzden sana yasli babami yolladim ölmek üzereyedi mirasini sana
biraktirdim yoksa kabul etmezdin. O yasli kadin benim annemdi
yalniz yasiyordun yemeginin temizligini yapamazdin. Dei ve dewam
etti.nisanlin kötü yola düsmüstü ama okadar saftinki bunu bile
fark edemedin ve su anda evlendigin kiz benim kiz kardesim size
mutluluklar!'' Der ve ordan uzaklasir...
DOSTLUGUN GERÇEK YÜZÜ
Bir zamanlar öyle sanki bir bostaydim ki
hergelen sanki benim yüzüme tükürüyordu babam
bile beni istemiyordu...
Okul zamaniydi okula baslamistim lise1'e baslamistim artik okula
gidiyordum ama yine sorunlarin ardi arkasi kesilmiyordu derslerim
zayifti bana sanki hamal muamelesi gösteriyordu ozamanlari birde
oto galerisi açmistik sanki okumuyordum da orada hergün essek gibi
çalisiyordum ama nekadar da orada is yapsam yine benim yaptimi
görmezler sanki baskasi yapmis gibi bana hiç bir seyler
demezlerdiii
Neyse okulum bitirdim ama sinifimi geçemedim
oazamanlarida bizim galeriye birisi geldi babamla ortak is
yapacaklardi bu abinin birde kardesi vardi ama hiç görmedim ...
Birgün galeride otururkeniçeriye iki kisi girdi babamin ortagi
yani memet abi bu iste benim kardesim dedi tanistirdi bizi adida
zemirhan,iste ilk tanisma orda olmustu onunla artik öyle muhabbet
etmeye basladikki sanki onunla konusurken bana sanki kardesim
kadar sicak geliyordu konusmasi oda benden tam 2yas büyüktü 18
yasindaydi... o beni nasil görüyordu ama ben onu abim,arkadasim,yani
ne diyebilirim ki o benim öyle olmustuki sanki benim bir parçam
olmustu sanki benim karsima onu ALLAH çikardi yani herseyimi
onunla paylasir oda bana herdefasin da nasihat ederdi benim
nebiliyim bu dünyada can yoldasim olmustu..........
Artik aylar birbirini kovaladikca birbirimizi iyice tanimistik
obeni birde çalistigi ise çagirmisti kendisi insaahat ustasiydi
bende onunla çalismaya basladim yani öyle birbirimize öyle
isinmistik ki sanki diyorduk önümüze neler gelse onunla asariz
diyorduk ama iste zaman zaman öylebir zaman ki cocugu bile anaya
düsman edecek zaman iste bizim onunla öyle bir yeminlerimiz
vardiki asla yarilmiyacagiz diyorduk yani öyle bir dostlugumuz
vardiki seytani bile kiskandirmistik o ise gider ben okula gider
zaman gelsede aksam birbirimizin yüzünü görsek
diyorduk.............
Onun abisiyle kaldigi bir dükkan vardi orda kaliyorlardi ama oda
diyordu ben abim le anlasamiyorum..diyordu burdan çikarsam beni
görmeye gelirmisin sen neredeysen bende yanindayim diyordum
Ona diyordum sen benim en zor günümde bana destek çiktin senin
yanina gelmicemde kimin yanina gelicecem diyordum.......
yine bir günün aksaminda abisiyle tartismis oda onu sokaga atmisti
bende diyordum ne zamanki iste çocugu anaya düsman ediyor iste
buda onun gibiydi abisi kardesini disari atmistii
onun zaten çalistigi patronun dükkani vardi oda orda yatmaya
baslamisti.....
Ben birgün onun kaldigi yer gittim negöreyim her yer daginik, cami
yok , birde kisa girmistik orasi okadar soguktu ki oda bir
batniyenin içinde isinmaya çalisiyordu iste hayat onun için öyle
zorduki ama nekadar ayri dursakta birbirimizin içini isitan
sevgimiz vardi O bana en zor günüm de bana arka çiktiya bende
neyapip edip ona birseyler yapmak istiyordum düsündüm tasindim
onun kaldigiyeri öyle yapalim dedimki herkez imrensin ve yapmaya
basladik ve sonun da yaptikda ama birde içerisinin sorunlari vardi
yatacak yatak olsada yiyecek yemek olsada tek birsey eksikti
isinmak,isinmak ben oraya hergittigimde onun elleri buz gibiydi
para yokki isinacak soba alinsin isitacak kömür alinsin para
olsada onlari karsilamiyordu ama benim hergittigim de oraya içim
parçalniyordu dayanamiyordum onun böyle bazen aç bazende açikta
yatmasina gönlüm razi olmuyordu....
Her yeri ariyordum tariyordum ki ona sadece bir soba bulayim o
karda kista kapi kapi dolasip bütün tanidiklarimdan soba varsa
soba istiyordum istediklerim de zaten evlerine dogalgaz almis
olanlardi ......
Neyse ALLAHDAN dedimin sobasi duruyormus kömürlükten aldim onu
çagirdim sanki dünyalar onun olmustu YOLLAR KAR disarisi soguk
birde amacamin oglunu çagirdim oda tanisti onunla onlarda baya
samimi oldular sobyi sonunda kaldigi kogusa götürdük orasi öyle
soguktuki ona diyordum nasil duruyordun bu sogukta oda nayapalim
diyordu .... sobayi bir sekil kurduk orayi öyle bir isitmistiki
kemiklerimiz isinmisti ben diyordum içimden eyer azcikta olsa
birsey yaptiysam ona karsi ne mutlu bana
Biz amca ogluyla oraya gidiyorduk amcamin oglunun adida ibrahim
...........
hersey öyle güzel olmustu ki sanki yeniden dogmus gibiydik sanki
bir ipin dügüm olmus halini bilirmisiniz birde cözümlenmis halinii
iste hesey onun gibi bir ip gibi hersey çözülüyorduu.....!
Onunla oturdugumuzda öyle muhabbet ediyordukki zamanin nasil
geçtigini bilmiyorduk o hep yanimda azdaha dur diyordu ama benide
evden çagiriyorlardi geç oluyor diyee
ben ona hep tembih eder sakin yatarken sobaya bir sey atma
diyordum aman diyordum ALLAH korusun tam senin gibi bir dost
bulmusken kaybartmiyelim diyordum .....
Eve gidiyordum ama gel bana sor birde
sanki arkam geri çekiyordu hiç gitme diyordu.....
iste birgün yine onunla böyle otururken baktim yiyecek birsey yokk
sordum ona sen ne yiyip içiyorsun dedim..? oda..!önemli deyil
bende onunla yari aç yari tok duruyordum.. onu eve çagiriyordum
ama çekiniyordu gelmiyordu ....
ben kalktim eve gittim ben eve yemeye gelmistim ama yedigim yemek
bogazima birden takildi yaptigimin çok ayip ve günah oldugunu
anladim hemen kalktim ve oradaki kaba hemen yemek koydum dogru
kogusun yolunu tuttum Bilmiyorum ama o nasil için den geçirdi
belki ben eve orda yiyecek birsey olmadigi için kalktigimi düsündü
ama benim içim de öyle birsey yoktu ona bir seyler götürecektim
ama sabahi bekledim o da olmadi gece saat 11 siralarinda kalktim
ona yemek götürdüm ada sasirdii yaa dedim hep sen denmi yiyecegiz
dedim oda herhalde duygulandi yani dedim hersey yemeyemi dayaniyor
dedim ona bir gün sana yarin bana ben seni bu halinle burda
birakacagimimi sandin....!dedim ona...!
Aylar öyle su gibi akip geçmistiki......
Artik yazda yavas yavas yüzünü göstermeye baslamisti...
O nun da isleri yavas yavas iyiye gitmeye basladi bana diyordu
söyle ayagimizi yerden kesecek bir araba istiyordu ucuzlarindan
bizde araba satiyorduk bana söyledi zaten bizde kisin araba
galerisini kapatmistik
Ikimiz öyle istiyordukki araba almayi
ama bilmiyordukki bu araba bize nelerin sonunu getirecegini ....
AMA her ne pahasina olursa olsun alalim diyorduk..! iste derler ya
herseyin hayirlisi olsun biz alalimda ne olursa olsun
diyorduk....!
O DA zaten kendine bir insahat isi almisti kaldigi yeri deyistirdi
orada isi biraz daha gelistirdi O isini genisletse neolurki yine
derdi bitmiyordu isçilerle olsun yani gene sorunlar yakasini
birakmiyordu ben oraya da gidip geliyordum ..............
iste herseyi zaman halederya dogru zaman geldi araba alacakti iste
babamda da bir Reno sipring vardi araba çok güzeldi babama hemen
dedim bu arabayi sakin kimseye satma tamam dedi..! Zemirhana dedim
isresen arabya bir bak arbayi insahatin önüne getirdim içimden
diyordum buradada bir yardimimiz dokunsun ona,o arabayi gördü öyle
beyendiki sanki orda arabanin kismetini bagladi tamam dedi ama
biraz zaman ver dedi bana param yok dedi ben dedim babamla
konusuruz kapora verir arabayi baglarsin dedim olurdedi....!
Babamla konustu ama babamada para lazimdi birisiyle gizlice
anlasmis benim de haberim yok ama ben duyunca babamin yüzü kizardi
neyapalim dedi para lazim ama ben hiç istemiyordum satilamasini
insallah almazlar arabayi diye dua ediyordum ve sonun da da
alamadi parasimi ne çikismamis babamda zaten vazgeçti sonunda
arabayi zemirhana aldirdim ama varya aldirana kadar neler çektim
bir bilseniz.......!Daha dogrusu babamin bir daha satmasindan
korktum neyse hayirkisiyla aldi arabayi ....!
Iste ne olduysa ogün den sonra oldu ben ona arabayi ögretiyordum
ama sanki karsimdaki zemirhan deyil birbirimize öyle agir laflar
konusuyordukki sanki hiç bundan önce onunla hiçbir geçmisimiz
olmamis gibi davraniyorduk birbirimize...
GÜNLER HAFTALAR geçtikce sanki aramiza karli daglar giriyordu
......
ne o oydu nede ben bendim yani nebiliyim artik araba geldi geleli
artik huzurumuz kaçmisti... .
NEYSE arbayi aldigi günden bugüne kadar tam 4 ay geçti ama gene
birsey degismedi gene onunla tartisiyorduk aramizda birtek onun
davasi vardi ....
Ama yine aramizda neolursa olsun asla birbirimizden kopmadik daha
dogrusu kopamadik hep birseyler bizi baristirmaya sebep oldu ....
O simdi diyor arabayi satcam ben diyorum ona sen bilirsin oda hep
diyorki bana bu arabayi aldim alali senle sanki kedi,köpek olduk
hep tartisiyoruz diyor ....................
Bilmiyorum ama belkide buhuzursuzlugun sebebi belkide o arabaydi...................!!!!!!!!!!
SIMDI ONUNLA DEDIMYA HERNE OLURSA OLSUN ARAMIZA KARLI DAGLAR
GIRSEDE GENE BIZ BIRBIRIMIZDEN AYRILAMIYORUZ
BENI OKADAR ÜZSEDE BEN ONU OKADAR ÜZSEMDE YINE DIYORUM O BENIM KAN
KARDESIM O BENIM HERSEYIM O BENIM DAR GÜNÜMÜN DOSTU.....
ISTE BEN ONUNLA ÖYLE BIR KARDESIZKI ÖYLE BIRBIRIMIZE BAGLIYIZKI
SEYTANI BILE KISKANDIRIYORUZZ.... ZATEN HERKEZDE BIZE IMRENIYORDU
BUNLAR NASIL INSAN DIYE BIR KÜSÜYORLAR BIR BAKIYORSUN KOL KOLA
GEZIYORLAR DIYORLARDI....! BANA DIYORLARDI BIZ BIRISIYLE KÜSSEK
HAYATTA BARISMAYIZ DIYORLARDIIIII
AMA MILLETIN AGZI TORBA DEYIL BÜZESIN BEN DIYORDUM ONLARA DEMEKKI
SIZIN DOTLUGUNUZ GEÇEK DEYIL SIZIN DOSTULGUNUZ OZAMAN MENFAAT
OLMUS OZAMAN ........
SIZE SORUYORUM BÖYLE DOSTLUK GÖRDÜNÜZMÜ HIÇ BELKI GÖRDÜNÜZ AMA
BIZIMKI BIZE GÖRE BAYA BÜYÜK BIR DOSTULUGUN HIKAYESIDIR........!
DAHA ANLATACAKTIM AMA BU SEVGI SATIRLARA YAZILMAYACAK KADAR BÜYÜK
..................!!
SAKIN EYER KENDINIZE BIR SEVGILI VEYA DOST VEYA ARKADAS BULDUGUNUZ
DA EYER SIZ ONUN IÇIN ÖLECEGINIZDE O SIZIN IÇIN ÇOKTAN ÖLMÜS OLSUN
............!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!!
BU YAZDIKLARIM HIKAYE DEYIL GERÇEK OLAN BIRSEYDIR BIZIM HAYTIMIZ
ROMAN OLMUS ZATEN BU OLMUS ÇOKMUUU ..............!!!!!!
ALLAH SEVENLERI HEM BU DÜNYADA HEMDE AHIRETTE MÜKAFATLANDIRIR AMA
CANDAN SEVENLERI......!
ISTE BIZIM DOSTLUGUMUZUN HIKAYESI BÖYLE
SUAN ONUNLA ESKISI GIBI ARKADASIZKI ETRAFIMIZDA SOLAN ÇIÇEKLER
BILE YESERIYOOOR
BIZIM DOSTLUGUMUZ ISTE ÖYLE BIR DOSTULUK ISTE.....
SANKI BIR RÜYA GELIP GEÇSEDE YASANILANLAR VEDE OYUNCULAR MÜKEMMEL
BIR OYUN SERGILEDILER OYUNCULARIN IÇINDE BENDE VARIM TABIII ....
O SIMDI KÖYÜMEE GITCEM DIYOR BENI SANKI BAGRIMA HANÇERI
SAPLIYORLAR KESKE BAZEN TANISMASAYDIM DIYORUM ÇEKEMIYORUM
AYRILIKLARIN AÇISINI ÇEKEMIYORUM HAYATIN BU TATLI CILVESINI
ZOR GELIYOR AYRILMAK ZOR GELIYOR SEVDIGIM INSANI KAYBETMEK
ZAMANSIZ OLDU AMA BU ARILIK SENIN KESTIGIN PARMAK ACIMAZ ...KARDESIM.....
AMA NEDIYEYIM BIZDE BAGRIMIZA TAS BASARIZ AYRILIK ACISI DERIN OLUR
ÇARE BULUNMAZ..
ZEMIRHAN ALLAH YOLUNU AÇIK ETSIN CANIM KARDESIM BU DÜNYADA ARTIK
GÖRÜSEMESEKTE AHIRETTE INSALLAH SENINLEYIM
ALLAH BIZI AYIRMASIN CANIM KARDESIM HEM BU DÜNYADA HEMDE AHIRETTE
SENI CANINDAN FAZLA SEVEN KARDESIN
Dost Biriktirmek
Dostluk nedir?
Herhalde bir gösteris, birine, ayni cinse, kadinsan erkege,
erkeksen kadina karsi kendini begendirme çabasi, bir moda, bir
gelgeç ruh hali degil... Sempati.. Ilgi.. Baglilik.. Yüceltme..
Taçlandirma... Sorumluluk duyma.. Yürekten algilama. Bakislarla
anlasma. Ses tonuyla destek verme. Kesintisiz iliski..
Kayip olmaz, yitmez. Yoktan var olmaz bir duygu. Bunlarin hepsi
biraraya gelip, zaman içinde gidim gidim birikerek dostlugun
çimentosunu olusturuyor. Gazetelerde okuyoruz. TV'lerde
seyrediyoruz. Sagda, solda konusmalarda adi geçiyor: Güzel yemek
yeme dostu.. Edebiyat dostu. Türk Sanat Müzigi dostu. Çocuklarin
dostu.. Halkin dostu.. Dostluklar nasil olusuyor Unuttuk.. Bu
hizli kent hayati dostluk duygusunu, aklimizdan aldi..
Yüregimizden çaldi.
Nasrettin Hoca bir Cuma günü camide cemaate namaz kildirmak üzere
ezan okunsun diye bekliyormus. Bir adam gelmis. "Hocam" demis! "Esegimi
yitirdim..." Hoca da adama; "Su namazi kildiralim, senin esegin
çaresine bakariz" demis. Hoca namazi kildirmis, vaazini vermis ve
cemaate dönmüs: "Içinizde hiçbir dostuyla bir bardak çay içip
saatlerce konusmamis, dostuyla sekiz saatlik yürüyüse çikip hiç
konusmadigi halde sikilmadan yürüyüsünü tamamlamamis ve komsunun
kizina kem gözle bakti diye dost bildigi arkadasini arkadasliktan
silmis biri var mi?" diye sormus. Arka siralarda saf tutmus,
sümsük tipli biri parmagini kaldirip,"Ben varim Hocam." demis.
Hoca esegini yitiren adama dönmüs, "Al bu adami git, bundan büyük
esek olur mu? Yitirdigin esegin yerine kullanirsin" demis.
Dostun yoksa... Esekten farkin ne? Olumsuz düsünür Sokrates'e
ögrencileri sormus: Dostluk nedir? Sokrates de onlara su yaniti
vermis; "Çocuklugumdan beri arzuladigim bir sey vardir. Kimi insan
atlari olsun ister... Kimi insan köpekleri. Kimisi altini, kimisi
de sani, serefi; bense bir dostum olsun isterim..."
Insan biriktiren yaratik... San, söhret biriktiriyor... Süper
zenginse bogazda villa biriktiriyor. Tablo biriktiriyor. Repoda
para kasalarda naftalin kokulu döviz, antika biriktiriyor. Gençse
plak, kaset, cd biriktiriyor. Yorgun bir ihtiyarsa namaz niyaz
biriktiriyor. Bazilari da Kuledibi'nde Çukurcuma'ya, Üsküdar'da
Eskiciler Çarsisi'na, Unkapani'nda Horhor'a gidip; antika
lambalar, cam siseler, eski koltuklar, tesbihler, tombaklar
biriktiriyor. Alimse kitap biriktiriyor. Cahilse kin biriktiriyor.
Dost biriktirmeyi içimizde kaç kisi deniyor? Evet, kabul ediyorum
, insan birçok kisiyle beraber mükemmel dost olamaz, tipki ayni
zamanda birçok kisiye asik olamayacagi gibi... Fakat cinnete
düstük. Dost biriktirmeyi unuttuk. Iyi halt ettik.
SEVGILI DOSTLARIM:
NAZIK OLMAK IÇIN, BIR GÜLÜMSEME BEKLEMEYIN.
SEVMEK IÇIN SEVILMEYI BEKLEMEYIN.
BIR ARKADASIN DEGERINI ANLAMAK IÇIN,
YALNIZ KALMAYI BEKLEMEYIN.
ÇALISMAYA BASLAMAK IÇIN,
EN IYI ISI BEKLEMEYIN.
ÖGÜTLERI HATIRLAMAK IÇIN,
DÜSMEYI BEKLEMEYIN.
DUA'YA INANMAK IÇIN,
ACILARI BEKLEMEYIN.
YARDIM EDEBILMEK IÇIN,
ZAMANINIZ OLMASINI BEKLEMEYIN.
ÖZÜR DILEMEK IÇIN,
DIGERININ ACI ÇEKMESINI BEKLEMEYIN.
NE DE BARISMAK IÇIN, AYRILIGI BEKLEMEYIN,
ÇÜNKÜ NE KADAR ZAMANINIZ VAR BILMIYORSUNUZ...
Rüzgar ve Günes
Günes ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü oldugu konusunda
tartisirlar. Ve rüzgar.
- "Sana benim daha güçlü oldugumu kanitlayacagim "der.
- "Suradaki yasli adami görüyor musun hani su üstünde palto olan.
Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup
alabilirim."
Bu denemeye razi olan günes bir bulutun arkasina gizlenir ve
rüzgar bir firtina gücüyle esmeye baslar. Ancak rüzgar siddetini
ne kadar artirirsa yasli adam da paltosuna o kadar sarinir.
Sonunda rüzgar pes edip durulur ve günes bulutun arkasindan
çikarak yasli adama sicacik gülümser. Bunu gören yasli adamin
yüzünde bir hosnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çikarir.
Iddiayi kazanan günes rüzgara;
"Dostluk ve Naziklik her zaman hasinlik ve zorbaliktan daha
güçlüdür..." der
Adina Dost Derler
Hani vardir ya her yerde, hissetmek istersin onun varligini...
Hani hep yanibasinizdaymis sanirsiniz, ismini söylersiniz
dalginlikla, her an berabersinizdir...
Yaninda oldugunu unutuverirsin bir andan sonra, sonra üzüldügünde
o simsicacik kollarini açar sana, sarilir aglarsin omzunda doya
doya...
Senin sorununu kendi sorunu gibi benimser, bir kolun bir bacagin
olur adeta...
Ayrilmak istesen de koparip atamazsin...
Bir türlü sevindiginde ise senden fazla mutluluk duyar...
O senin için farklidir bütün insanlardan, tabii sen de onun
için...
Aranizdaki sevginin bitmesine izin vermezsiniz, kimse bozamaz
aranizi, kimse araya girmeye dahi cesaret edemez...
Ne zaman yardima ne zaman insana ne zaman dosta ihtiyaciniz olsa
hep yaninizda bulursunuz, kendini adeta sizin için ayarlamistir...
Beraber gülüp beraber aglarsiniz, daima olumlu özellikler
verirsiniz birbirinize...
O sana gülmeyi ögretir sen ona kahkaha atmayi...
O sana emeklemeyi ögretir, sen ona yürümeyi...
O sana okumayi ögretir, sen ona yazmayi ve bu böyle sürüp gider...
Iste bunun adina DOST derler...
Hayatta hiçbir seyiniz olmasin ama hep bir dostunuz olsun...
Dostlarinizin Kiymetini Bilin...
Dostluğun Kuvveti
O akşam,yorgun argın işimden evime geri dönüdüğümde,yapmak
istediğim farklı bir şeyler olduğunu fark ettim.Yorucu olmayan ama
hoş şeyler...
Odama kapanıp,dolabımın üzerindeki büyük kutuyu aşağıya
indirdim.Üzerindeki tozu dikkate alırken,aynadaki ifademe gözüm
ilişti,gülümsüyordum.Niye mi? O kutuda okul yaşantımdan pekçok
hatıralarım,anılarım saklıydı.Günlüklerim,hatıra defterim,
mektuplar, ders aralarında yazılan notlar özel bazı insanlardan
gelen birkaç hikaye,fotoğraflar...
Günlüklerimi okumaya başlayınca, bir kişi geldi gözlerimin önüne.
Çok sevdiğim, yazık ki dostça sürdüremediğimiz, fakat dostça
ayrıldığımız bir ilişkiyi paylaştığım, dünya tatlısı bir bey...
Bir kolye...Takmaya bile kıyamayacağım kadar güzel.Çok özlediğimim
fark ettim onun dostluğunu. İşte ben böyleyim. Ne zaman birini
özlediğimi anımsasam, bir daha hiç bırakmamacasına ona sımsıkı
sarılmak isterim. Birisiyle kavgalıyken de hep özür diler, hatanın
büyük bölümünün bende olmadığını bilsem bile, insanları
kırmaktansa tüm suçu üstlenmeyi göze alırım.
Fakat çok sevdiklerimin 'gerektiğinden çok fazla iyi'olduğumu
söyleyip bunu doğrulayan olaylara incindiğimde,isyan etmek
isterim. Bu isyan duygusu içimi kapladığında bile, neyin doğru
olduğu konusunda devamlı sorgularım kendimi.
Yıllar önceki konuşmamıza göre biz artık arkadaş dahi değildik
ama, dedim ya ben birisini özledim mi, kızdım mı kendime
küskünlüğümden dolayı, kanlı bıçaklı olsak, dayak yiyeceğimi
bilsem bile, hiç gocunmadan onun ayağına kadar giderim.
Önemli olan kaplerin daha fazla kırılmaması; zararın neresinden
dönülse kardır. Sonra saatin geç olduğunu fark edince, içimdeki
tüm heyecanı bastırmaya çalışarak, ertesi güne erteledim.
Ertesi gün işyerimden telefonun tuşlarına dokunurken, ne kadar
tanıdık olduklarını düşündüm. Çıkan annesiydi. Cevabı almak için
soruyu yöneltmeye fırsat kalmadan annesi, 'Onu 1 yıl önce trafik
kazasında kaybettik' dedi.
Kulaklarım uğuldamaya başlamıştı.Duyduklarım doğru olamazdı. Tepki
veremiyordum. Sonrasında konuştuklarımızı pek net
hatırlayamıyorum. Tek hatırladığım, göğüs kafesime aniden bastıran
büyük bir ağırlık ve tamamen kontrolüm dışında sürekli akan
gözyaşlarımdı. Sonrasında kabristanına ziyarete giderken, bir
buket beyaz papatya aldım.B u onun değil, benim en çok sevdiğim
çiçekti. O tüm çiçekleri severdi tıpkı tüm insanları sevdiği
gibi...
Mezarının başına geldiğimde aklımdan geçenler, ilk ayrıldığımızda
hep hayalini kurduklarımdı...
Kapımda önce bir buket papatya belirir, sonra o başını uzatıp
sımsıcacık bir gülümsemeyle yepyeni bir yaşantı açardı yaşantıma.
Ama gerçekler çoğu kez olduğu gibi bu güzel düşlerden çok ama çok
uzaktı. O bir buket papatya benim elimdeydi ve ben onun kapısından
o çiçekleri uzatmak için gecikmiştim. O zamanlar anladım ki, ilk
kez birinden özür dilemek, onun kalbini geri kazanmak için artık
çok geçti.
Elimde papatyalarla durduğum o dakikalarda,karşımdaki yalnızca
mermerin çerçevelediği bir avuç topraktan ibaretti. Kendime engel
olamıyor devamlı ağlıyor ve suçluluk duyuyordum.
Arkamdan gelen ayak sesleriyle biraz toparlanmaya çalıştım. İşte
onlarda buraya geliyorlardı. Oldukça hoş bir genç bayan ve yanında
3 yaşlarında dünya tatlısı bir kız çocuğuydu gelenler.
Bayanla konuşunca eşi olduğunu öğrendim, yanındakinin de biricik
kızı. Bense ismimi vermeden ölümünü haber alamayan, çok iyiliğinin
dokunduğu, liseden bir arkadaşı olarak tanıttım kendimi. Sanırım
onunda aklına gelmedi adımı sormak. Az sonra daha fazla
dayanamayacağımı düşünerek, arkamı dönüp yürümeye başladım.
Bayan dönüp 'PINAR' diye seslendi. Arkamı döndüm. Yüzüme
bakıyordu:
- "Sanırım sizin adınız da Pınar?"
Başımla onaylarcasına bir işaret yaptım. "Kızımın adı da Pınar da"
dedi küçük kıza yönelerek.
- "Eşim bu adı çok severdi.Sizi gördüğüm an fark ettim, eşimin bu
ismi bu denli sevmesini sağlayan kişinin siz olduğunuzu..."
O an anladım ki geç kalınmış hiç bir şey yoktu. Biz onca yıl ayrı
kalmıştık ama, birbirimize verdiğimiz değer ve dostluğumuzun
kuvveti hep içimizde var olmuştu...
Dostum İçin
Gerard ve Richard çok iyi dostlardı.Kardeş gibi adeta.Okula
birlikte gider gelirler,her yerde birlikte
bulunurlardı.Birbirlerini çok seviyorlar,dostluklarının hiç
bitmeyeceğini söylüyorlardı.
Bir gün,okul dönüşünde, Gerard yolda çok sevimli,yavru bir köpek
gördü. Köpek,Gerard’a o kadar sevimli geldi ki,kendini köpeğin
yanına gitmek zorunda hissetti.Ve çevresine hiç bakmadan yolun
ortasına koşmaya başladı.
O anda karşıdan gelen arabayı göremedi.Arabayı fark eden Richard ,Gerard’ı
kurtarmak düşüncesiyle yola fırladı.Gerard’ı kurtaran
Richard,kendisini kurtaramadı ve arabanın altında kaldı.Arabanın
dostuna ,kardeşine çarptığını gören Gerard,daha fazla dayanamadı
ve yere yığıldı.
Gerard gözlerini hastanede açtı.Annesi ve Richard’ın annesi
ağlıyorlardı.Aklına ilk gelen Richard oldu.Onun öldüğünü ve onu
öldüren arabanın kaçtığını öğrenince kendisine hakim
olamadı.Bağıra bağıra, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.Doktorlar
Geard’a sakinleştirici iğne yapmak zorunda kaldılar.
Gerard o olaydan yıllar sonra kendini zar zor
toparlayabildi.Kalbinde Richard’ın açtığı yara hala kanıyordu.Onun
mezarını her gün ziyaret ediyor ve şu sözleri söylüyordu:
- İnan bana ben de yapardım.Dostum için ben de yapardım.Dostum
için"
Dosta Yalvardı Dost İçin
Hırçındı... O kadar hırçındı ki üstelik, iyice saçmalamaya
başlamıştı yine. Ağzına her geleni söylüyor, olmayacak lâflar
ediyordu. Aslında, diğer zamanlarda böyle değildi. Niye uğrardı
delilik kapısına? Nedeni önemli mi? Uğrardı işte! Ve o hiç
sormazdı kendine, dellenişinin hesabını. Doyasıya yaşar deliliği
ve sonra aniden, sükûnete ve huzura erdiğini hissederdi.
Elbet her dalga, bir sahile vururdu başını. Ya o? O kime vuracaktı
deli başını? Kim çekerdi ki nazını? Kim çekerdi saçmalıklarını?
Kim? Dosttan başka.......
Kimse alışkın değildi onun tuhaflaşmasına. İnsanlar onu hep,
sığındıkları sakin ve sessiz bir liman olarak tanır ve onun bu
dalgalı, fırtınalı hâlini hayal bile edemezlerdi. Hayır! Onlara
bir şey söyleyemezdi. Dinlemesine alışkındı herkes... Bir dağ
kadar heybetli, bir ana kadar şefkatli ve bir derviş kadar sabırlı
dinlerdi.... Kendinden büyük niceleri gelip akıl danışır, o,
kendine yetmeyen aklıyla başkalarına ilaçlar sunar ve başkaları da
nedense, ferahlayıverirlerdi.
Herkes, çok sevdiğini söylerdi ona. Dostu hariç herkes......
- Sen olmasan kimle paylaşırdım bu sırları! Allah senden razı
olsun, rahatlayıverdim seninle konuşunca...
- Seni Allah mı gönderdi? İyi ki de geldin be! Sıkıntıdan
patlayacak gibiydim...
- Kahvaltıya gelir misin? Seninle dertleşmeye ihtiyacım var...
- Biliyordum senden başkasının ilaç olmayacağını...
- Daha sık gel ne olur! Geciktirme... Açma arayı....
- Unuttun beni yine... Papucumuz dama atıldı artık....
Hasılı, bu ve benzeri nice söz duyardı tanıdığı insanlardan. Fakat
nedense, sevgi sözlerini kendisinden esirgemeyen bu insanların
hepsi, kendi sıkıntıları olduğunda arar, bir defa bile, bir derdin
var mı diye sormazlardı. Herkes, onun asla bir problemi
olamayacağına inanmıştı. O, komşularının,hâline imrendiği,
yaşantısına özendiği, hatta kıskandığı biriydi. Nedendir bilinmez,
ona apayrı bir rol biçmişti insanlar. O, bir melek kadar huzurlu
olmalıydı...
Sadece bir defa dertlenmişti bir akrabası:
- Sen kapalı bir kutu gibisin... Bu güne kadar bir defacık bile
bir derdini anlattığını, sır verdiğini duyamadık.
O, bu tespiti gülümseyerek karşılamış ve:
- Dert mi? O da ne? Allah’a şükür! Benim derdim filan yok... Dert
kim, ben kim...
Deyip geçiştirmişti. Anlayacağınız, o da kendisine biçilen rolü
kabullenmiş gibiydi ve gamsız, tasasız görünmeyi sever olmuştu.
Oysa, hayır işte, delice bunaldığını hissediyor, içindeki
sarsıntıyı nasıl durduracağını bilemiyor, dışı ıssız ve sessizken,
içi alabildiğine haykırıyor, çığlık çığlığa ordan oraya
koşturuyordu.
İşte, yine deli bir dalga gibi kabardığını, kendini nerelere
vuracağını şaşırdığını hissediyordu derinden.
Yine kimsenin haberi yoktu, yine herkes aynı duygularla onu arayıp
buluyor, dert yanıyordu şurdan burdan... Yine gizli gizli
çekiyordu sıkıntısını... Yalnızca karşı komşusunun kızı bir şeyler
sezer gibi oluyor, ama bir türlü çözemiyordu onun ruh hâlini...
Hasta gibisin, diyordu...
Bu tahminlere de gülüp geçiyor bizimki ve "Olur böyle şeyler...
geçer gider." deyip, konuyu değiştiriyordu. Alışmıştı
anlatmamaya.....
Sahilsiz bir dalga gibiydi onca sevgi gösterisi arasında. Halbuki,
sevilen insanın, sığınacağı bir yerler olmalıydı. Ama, en
yakınları, hatta eşi ve ana-babası bile, nasılsın diye sorarken,
ondan "iyiyim, elhamdülillah" demesini bekler gibiydiler. Kimse
bir sorun dinlemek, ya da birinin sıkıntılarıyla kafasını yormak
istemiyordu.
O’na açardı kalbini. Zaten O, kendisi anlatmadan da bütün
sırlarını ve sıkıntılarını çok iyi bilir, bir kolaylık lutfederdi.
O, yaratandı zira... Yarattığını tanır, görür ve severdi...
Üstelik, hiç sözünü kesmez, sessizce dinlerdi onu. Akıl vermez,
"Bunda kafana takacak ne var" demez, yargılamadan, yorumlamadan,
suçlamadan ve bıkmadan dinlerdi. O, sevdiğini de söylemezdi belki
ama, gerçek bir sevgili gibi sarar, korur, bağrına basardı onu.
Üstelik, sır vermezdi kimseye... Güvenilirdi.
Ve işte dellendiği, bunaldığı ve iyice hırçınlaştığı bu gün, kendi
gibi sessiz, kendi gibi sabırlı, kendi gibi sır vermeyen bir dost
nasip etmişti ona, paylaşması, rahatlaması için... Benzerliğe
bakın ki, bu sırdaş da sevdiğini söylemiyor, ama tüm diğerlerinden
daha büyük bir sabır ve şefkatle dinliyordu onu.
Anlattı... İpe sapa gelmez sözler etti. Karmakarışık ruh halini,
abuk-subuk cümleler şeklinde yansıttı dışına. Dost, dinledi,
dinledi, dinledi...
Dinlenmeye değil de, dinlemeye alışkın olan bizimki, deliliğinin
tadını çıkarttığı gibi, dinlenmenin de tadına varmak istercesine
zorladı muhatabını.
- Sen deli misin! Ne diye benim zırvalarımı dinleyip duruyorsun!
Ben yüküm! At, kurtul benden! Başka işin yok mu senin! Ne diye
benimle vakit öldürüyorsun! Ben böyleyim! Bir ânım bir ânımı
tutmaz! Aklın varsa, sustur beni! Bir kerecik sus desen, bir daha
hiç konuşmam! Bana karşı bu kadar sabırlı ve müsâmahakâr olmak
zorunda değilsin! Saçmalıklarımı dinlemek zorunda hiç değilsin!
Kov beni! Tersle! Hadi!
Bir dem geldi ki, bu sözlerden bunarlı gibi oldu dost...
- Yapacağım işin söylenmesinden nefret ederim! Ne istiyorsun!
Kovulmak mı! Kovacağım, bu da senin bahanen olacak öyle mi!
Kolayını mı istiyorsun!?
Bizimki gülümsedi... Zira, nazının geçeceğine inanmıştı ve bu
dostu sevmişti. Dedi ki:
- İstediğim bir şey yok... Beni kovmayacağını hissettiğim için,
rahatça meydan okuyorum sana... Ukalâlık ediyorum...
Şımarıyorum..... Dilerim yarın mahşerde, sen de O’nu, sana karşı
kucaklayıcı bulasın...
Şükretti...
Kapısından kimseleri kovmayan Rahmân’a, yalvardı...
Yine herkesten gizli, yine kimseler bilmeden, yine için
için.............
Dost’a yalvardı dost için...........
Dostluğun Gücü
Mehmet dedesi ile küçük bir apartmanın 3 katında yaşamaktadır.
Ailesi öldüğünden ona dedesi bakmaktadır. Dedesi bir savaş
gazisidir. Devletten aldığı maaşla geçinirler.
Kerem; Mehmet ve dedesinin kaldığı apartmanın 1. katında
oturmaktadır. Birgün Mehmet hastalanır ve yataklara düşer yavaş
yavaş hastalığı ilerler ve ölüme dogru gitmektedir.
Mehmetin odasında sadece bir cam vardır. Bu cam Mehmet'in bütün
dünyasını oluşturmaktadır. Camdan heybeti ile duran bir ağaç
gözükmektedir.
Sonbahar mevsimi gelmiştir ve ağaç yaprakları teker teker
dökülmeye başlar. Mehmet buna çok üzülür ve hastalığı yaprakların
düşmesiyle orantılı olarak artmaya başlar.
Mehmet'in dedesi ve komşuları Kerem'in bu hazin tablosu karşısında
ne yapacaklarını şaşırırlar. Artık yapraklar tamamen bitmek
üzeredir. Kış gelmiştir ve kar her yeri kaplamıştır. Dışarısı
insanı donduracak kadar soğuktur bir gün ağaçta son bir yaprak
kalıncaya kadar hepsi dökülür. Ama bi yaprak düşmez kalır bir kaç
gün geçer ve yaprak düşmez Mehmet bunun farkına varır ve içine bir
sevinç dalgası yayılmaya başlar. Sanki Mehmet bu yapraktan ilahi
bi kuvvet almış ve hızla ileşmeye başlamıştır.
Tüm yapraklar düştüğünde ölüceğine inanmaktadır. Ama son yaprağın
düşmeyişi hayata sarılışı Mehmet'i çok etkiler. Mehmet yavaş yavaş
düzelmeye başlar ve en sonunda Mehmet hastalıktan kurtulur.
Mehmet'in aklına hemen Kerem abisi gelir dedesine sorar dedesi
cevap vermez hemen apartmnanın 1.katına koşar Kerem'in kapısını
çalar ama Kerem kapıyı açmaz dedesine geri koşar:
"Dede Kerem abi nerde neden beni görmeye gelmiyor." der ve dedesi
ağlamaya başlar. Mehmet hızla apartmanın dışına koşar ve ağaça bir
göz gezdirir. Niyeti son kalan yaprağı görmektir ama ağaça
baktığında ağaçta bir tek bile yaprak olmadığını farkeder ve evin
camının kapalı olduğunu görür hemen yukarı çıkar ve cama bakar
camda hala ağaçta bir yaprak vardır.
Cama yaklaşır ve camda bir tablo olduğunu farkeder. O kadar iyi ve
güzel çizilmiştir ki camda gerçek gibi durmaktadır.
Dedesi: Mehmet'e Kerem bu resmi yaptıktan sonra soğuktan öldü"
der.
Rüzgar Ve Güneş
Güneş ve Rüzgar, hangisinin daha güçlü olduğu konusunda
tartışırlar. Ve rüzgar.
- "Sana benim daha güçlü olduğumu kanıtlayacağım "der.
- "Şuradaki yaşlı adamı görüyor musun hani şu üstünde palto olan.
Bahse girerim o paltoyu üstünden senden çok daha çabuk sokup
alabilirim."
Bu denemeye razı olan güneş bir bulutun arkasına gizlenir ve
rüzgar bir fırtına gücüyle esmeye başlar. Ancak rüzgar şiddetini
ne kadar artırırsa yaşlı adam da paltosuna o kadar sarınır.
Sonunda rüzgar pes edip durulur ve güneş bulutun arkasından
çıkarak yaşlı adama sıcacık gülümser. Bunu gören yaşlı adamın
yüzünde bir hoşnutluk ifadesi belirir. Ve paltosunu çıkarır.
İddiayı kazanan güneş rüzgara;
"Dostluk ve Naziklik her zaman haşinlik ve zorbalıktan daha
güçlüdür..." der |
|
|
|